PAYAS'IN YEREL SÖZLERİ

25/7/2007 - YENİ KELİMELER

PAYAS'TAN AMANOS DAĞLARININ GÖRÜNÜMÜ

  

Bu sitede, Payas’ta kullanılan 1364 kelime bulunmaktadır. Bu 1364 kelimenin 498’i Payas’tan başka hiçbir yerde kullanılmamaktadır. Diğer kelimelerin büyük bir bölümü çevre ilçelerde, bir kısmı da çevre illerde kullanılmaktadır. Sadece Payas’a özgü 498 kelime bile Payas’ın ne kadar zengin bir yerel kelime haznesine sahip olduğunu göstermektedir. Bazı kelimelerde Nazal n (ŋ) harfi kullanılmıştır. Nazal n genizden çıkan n ile g arası bir harftir. Örneğin ; Aŋer, Aŋereme, Biŋ, Dar buŋaç gibi.

 

06.02.2007

 

Münir YAHŞİ

Payas-HATAY

E-mail : mnr63@mynet.com

 

 

NOT : %100 Payas kelimeleri * işareti ile belirtilmiştir.

  

YENİ KELİMELER


Çöl veziri : Hamarat, cömert insan.
Kahrimen : Kadirşinas, cefakar, her işe koşan.
Sılacı davulu : Göç zamanının geldiğini belirten davul.
Kartlanbaz * : Şekli bozuk kaba saba olan. İnsanlar, eşya, yiyecek için kullanılır. 15.11.2008
Hoşşukçu * : Yağcı. 15.11.2008
Agam : Kendinden küçüklere veya denk yaşlara hitap sözü.
     Bakele agam; hunun fiyatı gaçeedi?
Ağmak : Meyletmek, sarkmak, sarmak.
     Acaba fasulyesi, diktiğim tikeçlere ağdı.
Ahrucu *: En sonunda
Ayam puharı : Temmuz, Ağustos aylarında çöken buharlı hava. Arapçası “Eyyamı- Bahur” olup en sıcak günler anlamındadır.
Belenmek : Bulaştırma, üzerine sürme.
     Çamura belenmişsin, Balığı una bele, vs.
Bir uçlu : Bir taraftan başlayarak.
     – Gızım gapı bir ordan bir buradan süpürülmez. Şunu bir uçlu süpür hele.
Bizir *: Tütün tohumu
Babal atmak : Bir şeyi karşısındakine yaptırmak için vasiyet vermek, şart koşmak.
Babalı boynuna olmak : Yemin. Bir olumsuzluğun yapılmadığına ilişkin inandırıcı yemin.
     Eğer yaptımsa, babalı boynuma olsun! Günahı senin üstüne olsun.
Baş bulamamak *: Fırsat bulamamak.
     Baş bulupta bir size geçmiş olsuna gelemedik.
Başı ayakmamak *: Meşguliyet
     Bu sene yazlıkta misafirlerden başımız ayakıpta size geçmiş olsuna gelemedik.
Bir hoş olmak : Bir tuhaf olmak, acayip olmak.
Caggavı, Caggavi *: Şımarık
Cinevoz : Cin gibi olan bilmiş.
Çangal : Ağaçların gövdesinin dallara ayrılma yeri.
Çanta çiçeği : Begonya
Çaydanlık sömeği : Çaydanlık, demlik gibi aletleri su dökülen yeri.
Çenedini ayırmak : İki bacağından tutup ayırmak.
Çetin yöreb : Çok dik yokuş
Çenet : Bacak
Çıpkaa *: İnce sırık
Çimbişmek : Karıncalanmak
Çorakağası olmak *: Aşıru tuzlu olmak
Çetin yöreb : Çok dik yokuş
Çungur : Gözü kovalık kişi
Devşirici : Daha çok yiyecek toplayan dilenci.
Dığrak : Ölçülü, orantılı, yakışıklı.
Dınılamak, Dıŋılamak : Uyuklamaya başlamak.
     Eskiden elektirikler yokken akşamdan sonra arkası yarını dinlerdik. Sonra insanlar dınılamaya başlardı.
Dilme : Küp kesitli uzun tahta.
Dolukmak : Hüzünlenmek, ağlayası gelmek.
Doluksumak : Duygulanıp ağlayacak duruma gelmek.
Ehrin cehrin *: Yokluğun olumsuzluğunu belirten sıfat.
     Ehrin cehrin öldü : Yoksulluk içinde yaşayıp öldü.
     Ehrin cehrin bitti : Yiyende olmadı içende öylesine bitti gitti.”
El yüz görgüsü *: Hal ve hareketleri sebebiyle yanındakileri utandıran kimselere denen laf.
Eme geçmek : İşe yaramak.
     Yaptıklarım eme geçse bari.
Evsermek, Evsmek, Evsimek : Tahıl gibi tohumları kabuğundan ayırmak için rüzgarda savurma işlemi.
Fehimli : Eli uz, dikkatli
Fehimsiz : Sakar, dikkatsiz
Foytak atmak *: Kaçarken kovalayanı yön yanıltmak hareketi.
Frenk şefdelisi *: Nektarin
Gabarcık : Yetmek üzere olan incir.
Gaçıl : Çekil
Gamandırmak : Yanaştırmak
     Yeaaanim odunları duvara eyice gamandır ha!
Gapıt : Pardesü
Gem sürmek : Gemin üzerine binerek at veya öküz yardımıyla ekin desteleri üzerinde gemi gezdirmek.
Gıccı *: En son
Gözü berelmek *: Çok zayıflama sonucu gözün çukurlaşıp koyulaşması.
Guddem *: Uydurmak, bir şeyler çıkartmak.
     Durduk yerde ille bir guddem çıkarmasan olmaz ha!
Guşene : Küçük kazan
Hamırlamak *: Davar ve sığır cinsi hayvanların tahıl cinsi yiyecekleri fazla yemesi sonucu oluşan hastalık.
Hapırtmaç : Çok koyu kıvamlı yemek. 
     – Tooga o kadar katı kıvamdaydı ki; “Aynı hapırtmaç gimi oluk”, dedi.
Hapmak : Yere kapaklanmak
Hocuklamak *: Şaşırıp kalmak
Hönk olmak *: Zengin olmak
     – Elindekilerin kıymetini bilseydi şimdiye hönk olurdu hönk.
Ihmak : Çökmek
Kapçıkçı *: Zahireci
Katırbaşı narı : İrice bir tür nar.
Kempidik : Ağzın içe çökmesi, yaşlı insanlarda dişlerin olmamasından dolayı ağzın burnun büyümüş gibi görünüp eğrilmesi.
Kennahası yapmak, Kenneha yapmak *: Garezine yapmak
Kepsimek : Ağzı aşağı düşmek
Keri : Bundan böyle
Kıllı kitir *: Ucu ucuna geçinmek ucu ucuna yetirmek (parasal).
Kirtik : Küçülmüş sabun
Kirtişik *: Su ile aşırı iş yapma sonucu el ve ayak parmak uçlarının büzülmesi.
Konuşuk : Boş konuşma
  
   
Seninki de konuşuk mu ola!
Korku müslümanı : Birinden korkarak hizaya gelen.
Kör yılan : Boyu küt ve kısa olan, sarı renkli bir yılan.
Körekmek : Bıçağın keskinliğini kaybetmesi, köz, yanan ateş gibi ya da yürek acısının sönmeye yüztutması, azalmaya başlaması.
     Bu bıçağı kim körekdirdi?
Külek : 20 kg’ma tekabül eden silindir biçiminde ve tahtadan yapılma bir ölçü aleti. Külek ile genellikle hububat ölçülür.
Küpeli kazan : Yanda halka şeklinde tutamakları olan büyük kazan.
Mazgaç : Bol çamurlu ortamı ifade eder.
     Pantolonu mazgaç gibi oluk: Pantolonu o kadar çamurlu ki adeta paçalarından çamur akıyor.
Mıncığını çıkarmak : Ezmek. Bir şeyi gına getirircesine incelemek.
Mıtıl *: Benzerlik. (İnsan için). Birinin yüzüne karşı “Mıtıl Mehmet” der isen bu “Sen aynı Mehmet’e benziyorsun” demektir.
Muhacir çiçeği : Patates çiçeği, Yıldız çiçeği.
Pullu kavun : Bir tür kavun
Sıkılamak : Tembihlemek
Sikke atmak : Nemli havadan dolayı havada kök atan bitki kökleri.
Soyak kuşu : Bir tür yırtıcı kuş.
Şivşirtmek : Kışkırtmak, ayartmak
Tekesemek : Çiftleşmek istemek. (Keçi için)
Tengerek : Yuvarlak
Termiz *: Kavun, karpuz, kabak gibi bitkilerin meyvelerinin içindeki tohumlarının ipliksi kısımları.
Tuzağası, Duzağası *: Çok tuzlu yemekler için söylenen sözcük.
Ulaşlı : Hatay’da Amanos dağlarının öbür tarafında (Hassa) yaşayan insanlara denir.
Umsunmak : Bir şeyi pek istemek, beklemek.
Umsunuk olmak : Çok istenen bir şeyin gerçekleşmemesi ya da ele geçmemesiyle düş kırıklığına uğramak.
Üflük : Islık
Vazdahı kaçmak *: Hevesi kalmamak
     – Sen Mehmet Can’ı bilmiyor musun uçurtmayı alınca vazdahı kaçıverdi.
Yoklamak *: Hasta ziyaret etmek.
Yüz : Yastık kılıfı
Zarzıbık ağlamak *: Küçük çocukların bağıra bağıra ağlaması.
Zarzıbık ağlatmak *: Ortalığın anasını ağlatmak, kasıp kavurup terör estirmek.
Zerinç olmak * : Sabırsızlanmak

Bağlantı

30/3/2007 - SÖZLÜK A

NOT : %100 Payas kelimeleri * işareti ile belirtilmiştir.

A


A : Beyaz
Aaçıl *: Rengi zamanla açılarak beyaza doğru kayan.
Aalençe *: Eğlence

     – Çoluk çocoon alençesi olduk.
Aalenmek : Oyalanmak

     – Çocoom cip alenme emi: Çocuğum çok oyalanma emi!”
Aame, Ağme *: Kenarları açık, üstü çatılı hayvan barınağı.

     – Boon size süt yok bebeler, inaa amenin öğüne baladidim, ölmesice buzaa öklemeee pıttırıp mısandaradan atleep inaa emmiş.
Aatlama *: Ayıklama, seçme, tasnif.

     – Fasulye bideri aatliyok: Fasulye tohumu ayıklıyoruz.

Aatlı *: Kadar

     – Naatlı: Ne kadar,

     – Oaatlı: O kadar,

     – Şuaatlı: Şu kadar,

     – Buaatlı: Bu kadar.
Abbaa : Beyaz, temiz.
Abbacık : Tertemiz
Abıla : Abla
Abülcünük *: Obur, açgözlü. Görgüsüzce açgözlülük yapan, tutup koparıp yiyip bitiren.
Acaba *: Uzun börülce. Adana’lılar acebek derler.
Acer, Acar : Yeni
Acişmek *: Acıyarak üzüntü çekme hali.
Acımık *: Safra kesesi
Agam : Kendinden küçüklere veya denk yaşlara hitap sözü.

     Bakele agam; hunun fiyatı gaçeedi?

Ağız : Doğum yapmış hayvanın ilk sütü.
Ağmak : Meyletmek, sarkmak, sarmak.

     Acaba fasulyesi, diktiğim tikeçlere ağdı.

Aha, İha : İşte
Ahırmak *: Boğazdaki balgamı sesli bir şekilde tükürmek.
Ahiretlik : Aynı ihtiyar yaşında olmak.

     –Gel ahiretlik gel, biddi soluklanda bir iki laf edek.
Ahrap : Akrep
Ahrucu *: En sonunda
Ala cıvcak *: Yazıda yaşayan arapteli büyüklüğünde bir kuş.
Alaf : Ateşin rüzgarla savrulan yakıcı kısmı.
Alatirik : Elektrik
Aligobder : Helikopter
Alo balo *: Kalu bela günü.
Amaki *: Eğer ki
Ammetmek *: Bile bile, kasten, isteyerek yapılan, iyi etmek manasında.
     –Neden çetilleri depelediŋiz?
     –Ooh ammettim. ( Ooh iyi ettim)
Anarya : Arabanın geri geri gitmesi.
Andaç : Birisine hatıra olarak bırakılan şey, hatıra.

     O küpeler annenden andaç bana.

Andelip : İcat
Andelipli : Durup dururken icat çıkartan.
     –Sen de ikide boyl andelip çıkartma ha!
Annig, Annik : Nankör. Kızılan birine topal annig, kör annig derler.
Antirikli : Enteresan, tuhaf insan.
Aŋer, Aner *: Eğer
     –Aŋer o çocoo bir pıttır hec işte: Eğer o çocuğu bir bırak hiç işte.
       Buradaki “hiç işte” bir tehdit içermektedir. (ŋ:ng)
Aŋereme, Anereme *: Eğer ki (ŋ:ng)
Apağ *: Oturduğu yerden insanlara kendine hizmet ettiren. Apa, mabut put anlamınada gelir.

     –Yunus ile Mehmet Can masada yemek yerken habire etraftakilere talimatlar yağdırıyordu "Şunu da getirin, bunu da getirin" diye. Yasemin de onlara siz apağmısınız, dedi.
Aparlör : Hoparlör
Ara sefiye *: Rasgele
Ara sefiye atmak *: Rasgele atmak.
Ara sefiye sıkmak *: Rasgele konuşmak, konuşurken palavra atmak, işkembeden atmak manasında.
Arabolu, Gırabolu *: Arı mumu
Aradan sele vermek *: Ziyan etmek
Arapteli : Arap bülbülü. (Latince: Pycnonotus xanthopygos)
Arek, Eğrek *: Oyalanılan, dinlenilen, yerleşilen yer.
     –Keçi areği: Keçilerin dinlendiği korunaklı doğal yer.
     –Paşanın Eğreği Yaylası: Paşanın yerleştiği yayla.
Arılım durulum almak *: Gusül abdesti almak.
     –Eskiden gusul abdesti alırken : Arılım durulüm, bütün günahlardan arinim, derdik.
Arınmak : Banyo yapmak
Ari büürü : Eğri büğrü
Ari sili etmek : Tertemiz etmek, tertemiz yıkamak.
     –Ari sili yudoom ocaglo aynat etmişler.
Ari sili yumak : Tertemiz yıkamak
Ariye gitmek *: Ziyan olmak
Ariye vermek *: Zarar, ziyan vermek.
Arpa çiçeği : Frezya. Hoş kokulu arpacık soğalı mevsimlik bir çiçek.
Asbap : Çamaşır
     –Bak hele şu ari sili yudoom asbapları aradan sele verigler.
Asımlı aş *: Domatesle yapılan cıvıkça bulgur pilavı.
Asıriyel : Esrar
Aşır : Aşure
Aşşa : Aşağı
Aşşa ande : Aşağı tarafta
Averen, Ağuveren *: Kertenkeleden büyük yeşil renkli bir sürüngen. Aslında buradaki “A” arapça’da Ağu kelimesinden gelmektedir. Ağu; zekkum, sem, öldürücü zehir demektir. Payas’ta halk arasında Averen’in yılanlara zehir verdiğine inanılır.
Avsın : Efsun
Ayam puharı : Temmuz, Ağustos aylarında çöken buharlı hava. Arapçası “Eyyamı- Bahur” olup en sıcak günler anlamındadır.

Aydınnı : Göçer yörük.
Aydınnı iti *: İri yapılı beyaz renkli çoban köpeği.
Aynat : Tamir edilemeyecek kadar bozulmuş.
     –Berber çocuğun saçını aynat edik.
Ayrık otu : Zararlı ve çok güçlü kökleri olan bir bitki.
Ayucu : Ayak ucu
Azgan çiçeği, Azgan dikeni : Dikenli bir maki çalısı.
Azılı bangış *: Domuzun ilk doğan yavrusu.
Azıriyel : Azrail
Azıyet : Eziyet
Aznaşmak *: Küsmek, inatlaşmak, çekişmek.
Azzık : Azık

Bağlantı

30/3/2007 - SÖZLÜK B

B

Baarsamak, Bağırsamak * : İneğin boğa istemesi.

Baaz : Boğaz

Baazınız olsun, Boğazınız olsun * : Afiyet olsun.

Baazlı, Boğazlıu *  : İştahlı.

İştahlı hayvana “Baazlı maşallah” derler.

Bahir * : Eskinin zamandaki paranın değeri için kullanılır.

O zamanın bahrinde  bu parayla 5 kg alınırdı.

Baldırcan * : Patlıcan

Balek * : İnek, buzağı gibi hayvanların kene/sakırga ısırması sonucu acıdan aniden hızla koşmaya başlaması. Koşan hayvan için baleği tuttu derler.

Bambıl : İri kalın kurtçuk.

Banadura : Domates. Arapça’sı Benedora’dır.

Bannag : Parmak

Bannakcalık, Bannaklık : Parmaklık,ahşap pergola.

Baŋiz : Beniz, ten. (ŋ:ng)

     A baŋizli, tekellek yüzlü: Beyaz tenli, yuvarlak yüzlü, bu Payas’lı anaların oğulları için hayellerindeki gelinin tasviridir.

Baran : Portakal ağaçlarının sırası, fasulye tarlasında sulama hatları arasında kalan her bir bölüm.

Bardaş kurmak : Bağdaş kurmak.

Bari baŋzer : Beri benzer.  (ŋ:ng)

Bartlak * : Solucandan büyük siyah renkli bir sürüngen. Nemli toprakta  yaşar.

Bas bayaa : Bilinenden hiçbir farkı olmayan.

Basdambak * : Basamak.

Merdifan basdammağı: Merviven basamağı.

Baş : Gerdeğin ertesi günü sadece bayanların katıldığı merasim, kutlama. Gelin gelinliğini giyer.Misafirler küçük hediye, para verirler.

Batman : 3 kilo ağırlığında bir ağırlık ölçüsü.

Bayak : Az önce. Onu bayak gördüydüm.

Baytaran : Hoş kokulu ve şifalı otsu bitki.

Baz, Bazlı * : Canlı.

Muzların gövdesi bazlı bazlı maşallah.

Bazı : Bazen

Bazzama : Bazlama

Bebek çiçeği : ?

Belben : İncirin teşte kaynatılarak elde edilen pestiline verilen ad.

Beleme : Bebeği kundaklama.

Belleme : Terli hayvanların üşümemesi için sırtına bağlanan keçe.

Berduş : Serseriler için kullanılır. Yaka bağır açıktır.

Berk : Sıkı, sağlam.

Bes * : Bir tek. Tek.

Bizim evden bes ben okula geddim.

Bese * : Tamam

Besten bese gitmek * : Bahse girmek.

Beşirik : Beceri.

Bir işi beşirleyemedin ha: Bir işi beceremedin ha.

Bıcırgan : Ayak parmakları arasında oluşan sulu mantarlı yara.

Bıçgı : Testere

Bıh etmek : Hayvanı boğazlamak.

Bıldır : Geçen yıl.

Bıngıldamak : Suyun kaynamaya başlamadan önceki hafif ses verme hali.

Bıtırak : Dikenleri yün, elbise gibi cisimlere yapışan mevsimlik bir bitki.

Bızaa : Buzağı

Bibi : Hala

Bibolu : Hala oğlu

Biddi : Biraz

Biddicik * : Birazcık

Bider : Küçük taneli tohum. Domates, patlıcan, biber, maydanoz, tohumu gibi.

Bir gecelik gelin * : Çiçeği sadece bir gece için açan bir süs bitkisi. Çiçeği beyaz renklidir. Çiçek sabahleyin solar.

Biraaz * : Hayret, merak, sitem bildirir.

Nerde kaldın biraaz : Kişi, geç kalanı merak ettiğini bildiriyor.

Birerti * : Birer tane.

Hunu pölüverde çocuklara hayrına birerti veriver.

Bişe : Bir şey.

Bitbiti ötlüğü * : Boz ötleğen. (Latince: Sylvia borin)

Biya : Bey

Biyek, Biyekden * : Az sonra.

Biz * : Çok küçük iğne. Bu meyve dikeni, ot dikeni vb olabilir.

Bizoo, Bizii : Bizimki

Bocid : Sürahi

Bo, Boo * : Mevsimlik bitkilerde birden fazla toplanan hasadın her biri.

-         Fasüliyeleri gaç bo topladıŋız?

-         Bunünen iki bo olucu.

Boğnak : Çok az değil, çokta değil 10-15 dakika yağan yaz yağmuru.

İşte bir boğnak yağdı da hava serinledi.

Bonuk, boonuk * : Kıt, eksik.

-         Allah, kimseye göz körlüğü akıl bonukluğu vermesin.

Boonkoon : Bugünkü gün.

Boruk çalısı * : Süpürge yapımında kullanılan bir çalı.

Boydan * : Etekleri ayaklara kadar uzanan fistan.

Boyl * : Bir, bir kez.

Arada boyl : Arada bir.

İkide boyl : İkide bir.

Boyl ben hasta oldum boylde avrat.

Sülemen’i düggenleriŋ önünde boyl (bir kez) gördüydüm.”

Bö : Bir tür örümcek.

Böcük : Böcek.

Böğür : Bağır.

Börtlemek : Kızgın bir şeyin deride bıraktığı sulu kabartı.

Buakıt : Bu vakit.

Buca bucaa * : Çocukların büyüklere kendilerinden beklenmedik bir şekilde verdiği hediye için çocuğun bu hareketini taltif amacıyla söylenen bir sözdür. Hediyeyi alan insan hediyeyi yukarı kaldırır ve çocuğun ismi Mehmet ise  Buca bucaa, Mehmet bundan yüce” der.

Budala * : Sünnetçi

Buncaaz, Buncağız : Bu garip çocuk.

Buncağız gendiandine okudu: Bu çocukcağız kendi kendine okudu.

Buŋaç, Bunaç * : Akan suyun önüne set çekilerek elde edilen gölet. (ŋ:ng)

Payastaki buŋaçlar: Dar buŋaç, Domuz buŋacı, Uzun buŋaç. 

Buyda : Buğday

Buymak : Aşırı soğukta artık kımıldayamayacak hale gelmek.

Sincan yaylasından ötellekte dana buyduran yaylası vardır.

Büsgüvüt : Bisküvi

 

Bağlantı

30/3/2007 - SÖZLÜK C

Ca, Ça, Ce, Çe eki : ..e kadar.

Eveçe : Eve kadar.

Aşamaça : Akşama kadar.

Sabahaça : Sabaha kadar.

Cahannem : Cehennem

Camız : Manda

Cangirti : Gürültü

Canı yeeni, Canı yeğni * : Canı hafif.

Carıs etmek : Bir kimsenin açığını el aleme duyurmak.

Carıs malamat etmek : Bir kimsenin açığını el aleme duyurarak rezil etmek, ipliğini pazara çıkarmak.

Cascavalak : Başı çıplak.

Cavkanlamak * : Bir gün içinde öteden beri bir çok evi dolaşmak.

Cebelleşmek : Boşa harcanan çaba, uğraşı, boğuşma.

Cecik * : Gıcır gıcır, yeni. Öteyüzde Cicik derler.

Celep : Kısır hayvan.

Celfin : Yumurtlamamış tavuk.

Cemkirmek : Bağırarak yüksek sesle içindekilerin hepsini açığa vurmak.

Çok ve boş konuşan birine “Cemkirip durma” denir. Küçük köpeklerin havlamasına da “Ne cemkiriyor bu it” derler.

Cengirdemek : Laf kalabalığı ederek, üste çıkmak Yüksek sesli ve agresif bir eda ile konuşmak. Cen cen cengirdeyip durma haa karşımda.

Cere : Toprak testi.

Ceryan : Elektrik.

Cıbarmak : Cildin bir darbe sonucu kızarması.

Suya gannı üsdü biir adladım amma,  gannım cıbardı.

Cıbbılık * : Yağmurdan veya iş yapma neticesi terleme sonucu kıyafetin su içinde kalması.

Cıbbılom çıktı, Cıbbılığım çıktı : Yağmurdan sırılsıklam oldum. Herhangi bir iş yapma sonucu terleme veya su ile bulaşık, çamaşır yıkama sonucu ıslanmaya tort oldum derler. Yağmurdan ıslanmaya ise cıbbıloom çıktı derler.

Cıdarlaşmak * : İnatlaşmak, çekişmek.

Cığıl cığıl terlemek * : Boncuk boncuk terlemek.

Cığındırık : Gevşek et.

Bizim gurbanın eti cığındırık çıktı.

Cılbag, Cılbak : Çıplak

Cılbanmak : Soyunmak

Cıllavuk, Cırlavık : Ağustos böceği.

Cımaglamak : Cımalamak

Cıncık : Cam, porselen kırığı.

Cıncık gözlü * : Mavi veya yeşil gözlü insanlara denir.

Cıngılmenik : 2-3 renkli bir kuş.

Cırrık : Ardıç kuşu.

Cıscıbıl, Cıscıbıldak : Çırılçıplak

Cıvcık * : Serçe kuşu (Latince: Passeridae)

Resmini görmek için “Payas’ın Kuşları” bölümüne bakınız.

Cıykırmak * : Tiz bir sesle avazı çıktığı kadar bağırmak. Genellikle çocuklar cıykırır.

Cibilliyet : Yaradılış, huy.

Cilis, Ciris : Tamamen, o kadar. 

Cilis gitmek * : Tamamen gitmek. Ardına bakmadan gitmek.

1970’li yıllarda en ufak yağışta elektrikler kesilirdi. Kesilmeden önce üç defa yanıp sönerdi elektrikler. Üçüncü kesilişte: “Cilis gitti, artık sabaha kadar gelmez.” derdik. 

Cimmig, cimcik :Çimdik.

Cingan : Çingene.

Cini tutmak * : Sara olma hali.

Cinnerin civirdemesi * : Sinirlenme.

Bak çocuk cinnerim civirdedi oldu ha!

Cip * : Pek.

Sende cip azıtdıŋ ha.

Cirp : Ani.

Cirpeden * : Aniden. - Cirpeden geçti: Aniden geçti.

Codduklanmak * : Nazlanmak.

Copul, Cupul * : Karışma, Sulanma.

Salatayı sen yap, o copul olur: Salatayı sen yap o kendiliğinden karışır/sulanır.

Cöhmürlü * : Nazlı. Pinpirikli. Canı yeğni.

Cöp : Cep.

Cubbadan yutmak * : Çiğnemeden yutmak.

Cubbalak kuşu, Cubbal: Karagerdanlı Ardıçkuşu. (Latince: Turdus ruficollis) 

Cugulata : Çikolata.

Culluk : Hindi.

Cuvara, Caara : Sigara.

Cücüg, Cücük : Tavuk civcivi.

Cüraat, Cürat, Cüreğat * : İrinli yara. Arapça’da yaraya Ceriha derler.

 

Bağlantı
<- ÖNCEKİ SAYFA :: SONRAKİ SAYFA ->

Son yazılarım

YENİ KELİMELER
SÖZLÜK A
SÖZLÜK B
SÖZLÜK C
SÖZLÜK ÇD
SÖZLÜK EF
SÖZLÜK G
SÖZLÜK H I
SÖZLÜK İJKL
SÖZLÜK MNO
SÖZLÜK ÖPR
SÖZLÜK SŞ
SÖZLÜK TUÜ
SÖZLÜK VYZ
PAYAS RESİMLERİ
PAYAS RESİMLERİ 2
DEYİMLER Tekerlemeler
PAYAS İSMİ
SKEÇLER
PAYAS'IN KUŞLARI
PAYAS'ÇA ŞİİRLER

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
RSS
Arkadaşlarım
e-posta
payasim

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım