25/7/2007 - YENİ KELİMELER

PAYAS'TAN AMANOS DAĞLARININ GÖRÜNÜMÜ
Bu sitede, Payas’ta kullanılan 1255 kelime bulunmaktadır. Bu 1255 kelimenin 468’i Payas’tan başka hiçbir yerde kullanılmamaktadır. Diğer kelimelerin büyük bir bölümü çevre ilçelerde, bir kısmı da çevre illerde kullanılmaktadır. Sadece Payas’a özgü 468 kelime bile Payas’ın ne kadar zengin bir yerel kelime haznesine sahip olduğunu göstermektedir. Bazı kelimelerde “Nazal n” (ŋ) harfi kullanılmıştır. Nazal n genizden çıkan n ile g arası bir harftir. Örneğin ; Aŋer, Aŋereme, Biŋ, Dar buŋaç gibi.
06.02.2007
Münir YAHŞİ
Payas-HATAY
E-mail : mnr63@mynet.com
NOT : %100 Payas kelimeleri * işareti ile belirtilmiştir.
YENİ KELİMELER
Külek pekmezi : Silindirik tahta bir kaba konan katı pekmez. Eskiden Payas’ta külek pekmezini tereyağı ile birlikte ısıtıp somun ekmeği bandırılarak yerdik. 13.05.2008
Ölçermek : Sönmekte olan ateşi canlandırmak. Gızım, ocağı ölçerle altını kayıver. 12.05.2008
Delisi tutmak * : Bazı yiyeceklerin aşırı yenmesi halinde başağrısı gibi rahatsızlık duyulması hali. Portakal balını aşırı yiyişin delisi tuttu. 12.05.2008
Cengirdemek : Laf kalabalığı ederek, üste çıkmak Yüksek sesli ve agresif bir eda ile konuşmak. Cen cen cengirdeyip durma karşımda haa! 10.05.2008
Kayılamak, Kaymak : Ocağa odun sürmek. O teştin altını kayında ataş sönmesin. 05.05.2008
Sıttım sıyrıldı, Sıtkım sıyrıldı : Bir işten soğumak, gına gelmek, sıkılmak. 05.05.2008
Hıntışmak * : Karnı içine bükük bir vaziyet almak. 05.05.2008
Sıya, Siya taşı * : Parlak ve beyaz renkli, etrafı dantel ile çevrilip bebeklerin kıyafetine asılan nazarlık. 05.05.2008
Andaç : Hatıra. O küpeler annenden andaç bana. 05.05.2008
Elin ulağı olmak * : Bir işte yardımcı olmak. Ayşe yeğenimi iyiki göndermişsin bu darlıkta elimin ulağı oldu. 05.05.2008
Elenmek * : Çok üzülmek, üzüntüden kahrolmak. Zeynep karı kötü haberi alışın sabahaça elendi durdu. 04.05.2008
Tembeliç * : Tam dolmamış çuval. 10.02.2008
Sıkırcım vermek : Tehdit veya tembih tarzında emir vermek. Sıkırcımı verişin sus pus oluverdi. (Hasan Aras) 10.02.2008
Tıbık : Kuş avlamakta kullanılan yapışkan sürülmüş çubuk. (www.secereler.net TCDD adlı üye) 02.02.2008
Şaşırtma : Marul gibi fidanların, (maşdalaların) yerinden alınıp asıl büyüyeceği yere dikilmesi. 11.01.2008
Aame, Ağme * : Kenarları açık, üstü çatılı hayvan barınağı. Boon size süt yok bebeler, inaa amenin öğüne baladidim, ölmesice buzaa öklemeee pıttırıp mısandaradan atleep inaa emmiş. (Payasim.tc'den Payaslimm adlı üye) 19.12.2007
Küllük Çiçeği * : Sardunya çiçeği. 22.10.2007
Yol : Kez, kere, defa. Biyol: Bir kez. İkool: İki kere. Üçool: Üç kere. Aslında “yol” kelimesi Payas’ta yalın haliyle kullanılmaz. Bunun yerine iki yol (ikool), üç yol (üçool) kullanılır. (28.09.2007)
Pancar otu : Yılan yastığı otu (Arum Maculatum). Yeşil yaprakları acıdır, yapraklarının tuz ve nar ekşisi ile acısı çıkartılıp çorbası yapılır. Eskiler yılda bir kez Pancar Çorbasını yemenin şifa olduğunu söyler. 19.09.2007
Çiğsinmek, Çiğsimek, Çiğsenmek : Tiksinmek (Yiyecekle ilgili). Künde lepe yiye yiye çiğsindim. 10.09.2007
Hıllım hış : Darmadağınık. Babaları çocuklara kitaplığı göstererek “Ben ööle hıllım hış heç sevmem haa! dedi. 05.09.2007
Huğuk * : Çatı saçağı. 21.08.2007 (Hatice Tellioğlu)
Huğuğun kâhi * : Çatı saçağının kenarı. Gızım, hu tıbbıçları huğuğun kâhine goda biddi tepsersin. (Kızım, şu sürkleri çatı saçağının kenarına koyda biraz suyunu çeksin.) 21.08.2007 (Hatice Tellioğlu)
Yartmaç gibi * : Ellerin ve ayakların aşırı iri, kalın olması. 21.08.2007 (Hatice Tellioğlu)
Çırpa, Çırpaa : Boruk çalısından yapılan ayran çırpacağı. 21.08.2007 (Hatice Tellioğlu)
Dolukma : Kas yorgunluğu. Dün iş işlediidim kollarım dolukmuş. 21.08.2007 (Hatice Tellioğlu)
Gıt gıtir geçinmek : Kıt kanaat geçinmek. 21.08.2007 (Hatice Tellioğlu)
Özemek : Lafı tekrarlayıp durmak. Lafı özeyip durma ha! 21.08.2007 (Hatice Tellioğlu)
Haç : Çehre.
Çomruk * : Kullanıla kullanıla küçücük kalan. Saçını oaatlı kestirik ki çomruk kadar kalık. Çalı süpürgesi kullanıla kullanıla çomruk kadar kalık. 21.08.2007 (Hatice Tellioğlu)
Fısmak *: 1. Tek atağın topuğu üzerine çöküp hemen kalkmak. Bazı halk oyunların bir kısmında davulun tokmağı her vuruşunda bu yapılır. 2. İçi hava dolu bir cismin havasının boşalması. 09.08.2007
Eğre ağacı, Eyre : Hatay meşesi. (Lat: Quercus pseudocerris) 31.07.2007
Bağlantı
30/3/2007 - SÖZLÜK A
NOT : %100 Payas kelimeleri * işareti ile belirtilmiştir.
A
A : Beyaz
Aame, Ağme * : Kenarları açık, üstü çatılı hayvan barınağı. Boon size süt yok bebeler, inaa amenin öğüne baladidim, ölmesice buzaa öklemeee pıttırıp mısandaradan atleep inaa emmiş.
Aatlama * : Ayıklama.
Fasulye bideri aatliyok: Fasulye tohumu ayıklıyoruz. Burada kullanılan ayıklama aslında seçme, tasnif etme anlamındadır .
Aatlı * : Kadar. Naatlı: Ne kadar, Oaatlı: O kadar, Şuaatlı: Şu kadar, Buaatlı: Bu kadar.
Abbaa : Beyaz, temiz.
Abbacık : Tertemiz
Abıla : Abla
Abülcünük * : Obur, açgözlü. Görgüsüzce açgözlülük yapan, tutup koparıp yiyip bitiren.
Acaba * : Uzun börülce. Adana’lılar acebek derler.
Acer, Acar : Yeni
Acişmek * : Acıyarak üzüntü çekme hali.
Açıl * : Rengi zamanla açılarak beyaza doğru kayan.
Acımık * : Safra kesesi
Ağız : Doğum yapmış hayvanın ilk sütü.
Aha, İha : İşte
Ahırmak * : Boğazdaki balgamı sesli bir şekilde tükürmek.
Ahiretlik : Aynı ihtiyar yaşında olmak.
Gel ahiretlik gel, biddi soluklanda bir iki laf edek.
Ahrap : Akrep
Ala cıvcak * : Yazıda yaşayan arapteli büyüklüğünde bir kuş.
Alaf : Ateşin rüzgarla savrulan yakıcı kısmı.
Alamak : Ağlamak
Alatirik : Elektrik
Alençe * : Eğlence.
Çoluk çocoon alençesi olduk.
Alenmek : Oyalanmak.
Çocoom cip alenme emi: Çocuğum çok oyalanma emi!
Aligobder : Helikopter
Alo balo * : Kalu bela günü.
Amaki * : Eğer ki.
Ammetmek * : Bile bile, kasten, isteyerek yapılan, iyi etmek manasında.
– Neden çetilleri depelediŋiz?
– Ohh ammettim. ( Ohh iyi ettim)
Anarya : Arabanın geri geri gitmesi.
Andaç : Hatıra. O küpeler annenden andaç bana.
Andelip : İcat.
Andelipli : Durup dururken icat çıkartan.
Sen de ikide boyl andelip çıkartma ha!
Annig, Annik : Nankör. Kızılan birine topal annig, kör annig derler.
Antirikli : Enteresan, tuhaf insan.
Aŋer, Aner * : Eğer.
Aŋer o çocoo bir pıttır hec işte : Eğer o çocuğu bir bırak hiç
işte.
Buradaki “hiç işte” bir tehdit içermektedir. (ŋ:ng)
Aŋereme, Anereme * : Eğer ki. (ŋ:ng)
Apağ * : Oturduğu yerden insanlara kendine hizmet ettiren. Apa, mabut put anlamınada gelir. Yunus ile Mehmet Can masada yemek yerken habire etraftakilere talimatlar yağdırıyordu "Şunu da getirin, bunu da getirin" diye. Yaseminde onlara siz apağmısınız, dedi.
Aparlör : Hoparlör
Ara sefiye * : Rasgele
Ara sefiye atmak * : Rasgele atmak.
Ara sefiye sıkmak * : Rasgele konuşmak, konuşurken palavra atmak, işkembeden atmak manasında.
Arabolu, Gırabolu * : Arı mumu.
Aradan sele vermek * : Ziyan etmek.
Arapteli : Arap bülbülü. (Latince: Pycnonotus xanthopygos)
Resim için “Payas’ın Kuşları” bölümüne bakınız.
Arek, Eğrek * : Oyalanılan, dinlenilen, yerleşilen yer.
Keçi areği: Keçilerin dinlendiği korunaklı doğal yer.
Paşanın Eğreği Yaylası: Paşanın yerleştiği yayla.
Arılım durulum almak * : Gusül abdesti almak.
Eskiden gusul abdesti alırken : Arılım durulüm, bütün
günahlardan arinim, derdik.
Arınmak : Banyo yapmak.
Ari büürü : Eğri büğrü.
Ari sili etmek : Tertemiz etmek, tertemiz yıkamak.
Ari sili yudoom ocaglo aynat etmişler.
Ari sili yumak : Tertemiz yıkamak.
Ariye gitmek * : Ziyan olmak.
Ariye vermek * : Zarar, ziyan vermek.
Arpa çiçeği : Frezya. Hoş kokulu arpacık soğalı mevsimlik bir çiçek.
Asbap : Çamaşır.
Bak hele şu ari sili yudoom asbapları aradan sele verigler.
Bak hele şu tertemiz yıkadığım çamaşırları ziyan etmişler.
Asımlı aş * : Domatesle yapılan cıvıkça bulgur pilavı.
Asıriyel : Esrar
Aşır : Aşure
Aşşa : Aşağı
Aşşa ande : Aşağı tarafta.
Averen, Ağuveren * : Kertenkeleden büyük yeşil renkli bir sürüngen. Aslında buradaki “A” arapça’da Ağu kelimesinden gelmektedir. Ağu; zekkum, sem, öldürücü zehir demektir. Payas’ta halk arasında Averen’in yılanlara zehir verdiğine inanılır.
Avsın : Efsun
Ayam puharı : Temmuz, Ağustos aylarında çöken buharlı hava.
Aydınnı : Göçer yörük.
Aydınnı iti * : İri yapılı beyaz renkli çoban köpeği.
Aynat : Tamir edilemeyecek kadar bozulmuş.
Berber çocuğun saçını aynat edik.
Ayrık otu : Zararlı ve çok güçlü kökleri olan bir bitki.
Ayucu : Ayak ucu.
Azgan çiçeği, Azgan dikeni : Dikenli bir maki çalısı.
Azılı bangış * : Domuzun ilk doğan yavrusu.
Azıriyel : Azrail
Azıyet : Eziyet
Aznaşmak * : Küsmek, inatlaşmak, çekişmek.
Azzık : Azık
Bağlantı
30/3/2007 - SÖZLÜK B
B
Baarsamak, Bağırsamak * : İneğin boğa istemesi.
Baaz : Boğaz
Baazınız olsun, Boğazınız olsun * : Afiyet olsun.
Baazlı, Boğazlıu * : İştahlı.
İştahlı hayvana “Baazlı maşallah” derler.
Bahir * : Eskinin zamandaki paranın değeri için kullanılır.
O zamanın bahrinde bu parayla 5 kg alınırdı.
Baldırcan * : Patlıcan
Balek * : İnek, buzağı gibi hayvanların kene/sakırga ısırması sonucu acıdan aniden hızla koşmaya başlaması. Koşan hayvan için baleği tuttu derler.
Bambıl : İri kalın kurtçuk.
Banadura : Domates. Arapça’sı Benedora’dır.
Bannag : Parmak
Bannakcalık, Bannaklık : Parmaklık,ahşap pergola.
Baŋiz : Beniz, ten. (ŋ:ng)
A baŋizli, tekellek yüzlü: Beyaz tenli, yuvarlak yüzlü, bu Payas’lı anaların oğulları için hayellerindeki gelinin tasviridir.
Baran : Portakal ağaçlarının sırası, fasulye tarlasında sulama hatları arasında kalan her bir bölüm.
Bardaş kurmak : Bağdaş kurmak.
Bari baŋzer : Beri benzer. (ŋ:ng)
Bartlak * : Solucandan büyük siyah renkli bir sürüngen. Nemli toprakta yaşar.
Bas bayaa : Bilinenden hiçbir farkı olmayan.
Basdambak * : Basamak.
Merdifan basdammağı: Merviven basamağı.
Baş : Gerdeğin ertesi günü sadece bayanların katıldığı merasim, kutlama. Gelin gelinliğini giyer.Misafirler küçük hediye, para verirler.
Batman : 3 kilo ağırlığında bir ağırlık ölçüsü.
Bayak : Az önce. Onu bayak gördüydüm.
Baytaran : Hoş kokulu ve şifalı otsu bitki.
Baz, Bazlı * : Canlı.
– Muzların gövdesi bazlı bazlı maşallah.
Bazı : Bazen
Bazzama : Bazlama
Bebek çiçeği : ?
Belben : İncirin teşte kaynatılarak elde edilen pestiline verilen ad.
Beleme : Bebeği kundaklama.
Belleme : Terli hayvanların üşümemesi için sırtına bağlanan keçe.
Berduş : Serseriler için kullanılır. Yaka bağır açıktır.
Berk : Sıkı, sağlam.
Bes * : Bir tek. Tek.
– Bizim evden bes ben okula geddim.
Bese * : Tamam
Besten bese gitmek * : Bahse girmek.
Beşirik : Beceri.
– Bir işi beşirleyemedin ha: Bir işi beceremedin ha.
Bıcırgan : Ayak parmakları arasında oluşan sulu mantarlı yara.
Bıçgı : Testere
Bıh etmek : Hayvanı boğazlamak.
Bıldır : Geçen yıl.
Bıngıldamak : Suyun kaynamaya başlamadan önceki hafif ses verme hali.
Bıtırak : Dikenleri yün, elbise gibi cisimlere yapışan mevsimlik bir bitki.
Bızaa : Buzağı
Bibi : Hala
Bibolu : Hala oğlu
Biddi : Biraz
Biddicik * : Birazcık
Bider : Küçük taneli tohum. Domates, patlıcan, biber, maydanoz, tohumu gibi.
Bir gecelik gelin * : Çiçeği sadece bir gece için açan bir süs bitkisi. Çiçeği beyaz renklidir. Çiçek sabahleyin solar.
Biraaz * : Hayret, merak, sitem bildirir.
– Nerde kaldın biraaz : Kişi, geç kalanı merak ettiğini bildiriyor.
Birerti * : Birer tane.
– Hunu pölüverde çocuklara hayrına birerti veriver.
Bişe : Bir şey.
Bitbiti ötlüğü * : Boz ötleğen. (Latince: Sylvia borin)
Biya : Bey
Biyek, Biyekden * : Az sonra.
Biz * : Çok küçük iğne. Bu meyve dikeni, ot dikeni vb olabilir.
Bizoo, Bizii : Bizimki
Bocid : Sürahi
Bo, Boo * : Mevsimlik bitkilerde birden fazla toplanan hasadın her biri.
- Fasüliyeleri gaç bo topladıŋız?
- Bunünen iki bo olucu.
Boğnak : Çok az değil, çokta değil 10-15 dakika yağan yaz yağmuru.
– İşte bir boğnak yağdı da hava serinledi.
Bonuk, boonuk * : Kıt, eksik.
- Allah, kimseye göz körlüğü akıl bonukluğu vermesin.
Boonkoon : Bugünkü gün.
Boruk çalısı * : Süpürge yapımında kullanılan bir çalı.
Boydan * : Etekleri ayaklara kadar uzanan fistan.
Boyl * : Bir, bir kez.
Arada boyl : Arada bir.
İkide boyl : İkide bir.
Boyl ben hasta oldum boylde avrat.
Sülemen’i düggenleriŋ önünde boyl (bir kez) gördüydüm.”
Bö : Bir tür örümcek.
Böcük : Böcek.
Böğür : Bağır.
Börtlemek : Kızgın bir şeyin deride bıraktığı sulu kabartı.
Buakıt : Bu vakit.
Buca bucaa * : Çocukların büyüklere kendilerinden beklenmedik bir şekilde verdiği hediye için çocuğun bu hareketini taltif amacıyla söylenen bir sözdür. Hediyeyi alan insan hediyeyi yukarı kaldırır ve çocuğun ismi Mehmet ise “Buca bucaa, Mehmet bundan yüce” der.
Budala * : Sünnetçi
Buncaaz, Buncağız : Bu garip çocuk.
– Buncağız gendiandine okudu: Bu çocukcağız kendi kendine okudu.
Buŋaç, Bunaç * : Akan suyun önüne set çekilerek elde edilen gölet. (ŋ:ng)
Payas’taki buŋaçlar: Dar buŋaç, Domuz buŋacı, Uzun buŋaç.
Buyda : Buğday
Buymak : Aşırı soğukta artık kımıldayamayacak hale gelmek.
Sincan yaylasından ötellekte dana buyduran yaylası vardır.
Büsgüvüt : Bisküvi
Bağlantı
30/3/2007 - SÖZLÜK C
C
Ca, Ça, Ce, Çe eki : ..e kadar.
Eveçe : Eve kadar.
Aşamaça : Akşama kadar.
Sabahaça : Sabaha kadar.
Cahannem : Cehennem
Camız : Manda
Cangirti : Gürültü
Canı yeeni, Canı yeğni * : Canı hafif.
Carıs etmek : Bir kimsenin açığını el aleme duyurmak.
Carıs malamat etmek : Bir kimsenin açığını el aleme duyurarak rezil etmek, ipliğini pazara çıkarmak.
Cascavalak : Başı çıplak.
Cavkanlamak * : Bir gün içinde öteden beri bir çok evi dolaşmak.
Cebelleşmek : Boşa harcanan çaba, uğraşı, boğuşma.
Cecik * : Gıcır gıcır, yeni. Öteyüzde Cicik derler.
Celep : Kısır hayvan.
Celfin : Yumurtlamamış tavuk.
Cemkirmek : Bağırarak yüksek sesle içindekilerin hepsini açığa vurmak.
Çok ve boş konuşan birine “Cemkirip durma” denir. Küçük köpeklerin havlamasına da “Ne cemkiriyor bu it” derler.
Cengirdemek : Laf kalabalığı ederek, üste çıkmak Yüksek sesli ve agresif bir eda ile konuşmak. Cen cen cengirdeyip durma haa karşımda.
Cere : Toprak testi.
Ceryan : Elektrik.
Cıbarmak : Cildin bir darbe sonucu kızarması.
Suya gannı üsdü biir adladım amma, gannım cıbardı.
Cıbbılık * : Yağmurdan veya iş yapma neticesi terleme sonucu kıyafetin su içinde kalması.
Cıbbılom çıktı, Cıbbılığım çıktı : Yağmurdan sırılsıklam oldum. Herhangi bir iş yapma sonucu terleme veya su ile bulaşık, çamaşır yıkama sonucu ıslanmaya tort oldum derler. Yağmurdan ıslanmaya ise cıbbıloom çıktı derler.
Cıdarlaşmak * : İnatlaşmak, çekişmek.
Cığıl cığıl terlemek * : Boncuk boncuk terlemek.
Cığındırık : Gevşek et.
– Bizim gurbanın eti cığındırık çıktı.
Cılbag, Cılbak : Çıplak
Cılbanmak : Soyunmak
Cıllavuk, Cırlavık : Ağustos böceği.
Cımaglamak : Cımalamak
Cıncık : Cam, porselen kırığı.
Cıncık gözlü * : Mavi veya yeşil gözlü insanlara denir.
Cıngılmenik : 2-3 renkli bir kuş.
Cırrık : Ardıç kuşu.
Cıscıbıl, Cıscıbıldak : Çırılçıplak
Cıvcık * : Serçe kuşu (Latince: Passeridae)
Resmini görmek için “Payas’ın Kuşları” bölümüne bakınız.
Cıykırmak * : Tiz bir sesle avazı çıktığı kadar bağırmak. Genellikle çocuklar cıykırır.
Cibilliyet : Yaradılış, huy.
Cilis, Ciris : Tamamen, o kadar.
Cilis gitmek * : Tamamen gitmek. Ardına bakmadan gitmek.
1970’li yıllarda en ufak yağışta elektrikler kesilirdi. Kesilmeden önce üç defa yanıp sönerdi elektrikler. Üçüncü kesilişte: “Cilis gitti, artık sabaha kadar gelmez.” derdik.
Cimmig, cimcik :Çimdik.
Cingan : Çingene.
Cini tutmak * : Sara olma hali.
Cinnerin civirdemesi * : Sinirlenme.
– Bak çocuk cinnerim civirdedi oldu ha!
Cip * : Pek.
– Sende cip azıtdıŋ ha.
Cirp : Ani.
Cirpeden * : Aniden. - Cirpeden geçti: Aniden geçti.
Codduklanmak * : |