PAYAS'IN YEREL SÖZLERİ | ||
30/3/2007 - SÖZLÜK H IH
Ha’ / Ha’cık / Ha’cıka : İşte orada. Habban : Kapan, tuzak. (Habban hapis kelimesinden gelebilir) Habbana hab olmak * : Dar bir yerde bir süre kalma zorunda kalmak. (Sanki hapse hapis olmak gibi) Haç : Çehre. Haçaari, Haçeğri * : Yüz şekli itici olmak. İnat olmak. Haddi * : Anneanne. Hadi : Haydi. Haflanmak : Kendi kendine kurgu kurup korkmak, şüphelenmek, kuruntulanmak. Arapçada "Havf" korku, korkmak anlamındanır. Hakirti : Gülüşmeler. Hakiyet : Birinin nazarında değerli,önemli olma hali. Sen benim yanımda hakiyetlisin taman. Halbur : İri delikli veya seyrek telli elek. Halbüsem : Hal bu ki. Haldır hop : Birdenbire aniden düşünmeden bir eyleme girişmek. Biraaz biddi daha otur kele, haldır hop kalktın. Hamamlık : Banyo Hambelis : Murtun beyaz ve iri meyvelisi. (Yaban mersininin beyaz ve iri meyvelisi) Hamis : Perşembe. (Öte yüzde) Hamislik : İmama götürülen para, yiyecek. Hampık * : Bilye oyununda yanılma. Hamşil * : Tuzsuz pişen yemek. O yemek hamşil olur, biddi duz at! Hanek : Söz, konuşma. Hanek çalmak * : Dedikodu yapmak. Hangirdeşmek * : Grup halinde gülmek eğlenmek, hoş sohbet yapmak. Hannıp, Harnup : Keçiboynuzu ağacı. Hap hapa gelmek * : Karşı karşıya gelmek. Hapap : Takunya. Haptırmak * : Bir şeyin üzerini bir aletle kapatmak. Narların üzerini hu siniinen haptırıver. Har ağacı : Defne ağacı. Harlı sabun : Har (defne) ağacı tohumunun yağından yapılan sabun. Haral : Çok büyük çuval. Genelde saman koymada kullanılır. Big-bag Hartlap : Sandalağacı, Akdeniz bölgesinde yetişen, 4-5 metre uzunluğunda olabilen, gövde kabuğu kızıl/kırmızı'ya kaçan, parlak ve pürüzsüz bir ağaçtır. Latince adı arbutus andrachne'dir. Analarımız yuka ekmek yapımında is yapmadığı için yarılmış hartlap odununu tercih ederler. Haşe burdan * : Buradan, benden uzak olsun. Haşe burdan kör şeytanın kör gözüne. Haşil olmak * : Yırtılmak, parçalanmak. Çoçoom moturdan düşüşün heryeri haşil oldu. Hategenno * : Aslında. Hatıl: İnşaatta düşey doğrultuda olabilecek çatlamaları önlemek amacıyla atılan yatay beton kiriş. Hatınana, Hatunanne : Anneanne. Hatir : Hatır. Hatir düzmek * : Gönül almak için söylenen sözler. Havıksımak * : Yalama olmak. Durmadan hırtan el için “Boyl havıksıdımı durmadan çıkar” derler. Hayma : Damda veya yazıda gölgelenmek amacıyla yapılan çardak. Hayma; Osmanlıca bir kelime olan Hayme’den gelmektedir. Hayme ise “çadır” manasındadır. Hayt : Boyu 1-1,5 m olan bir çalı bitkisi. Hecelik, Heecelik * : Kız verilir verilmez o akşam yenen tatlı. Bu yenen şirincelik tatlısı değildir. Heele * : Nasıl. Heelesiŋ, Helesin * : Nasılsın (ŋ:ng) Heftik * : Dik kafalılık. Bir şeyin başını çeken, şımarık olan. Helas, Helas ki * : İyi ki, Allah’a şükürler olsun ki. Helas ben yetişdim de hemen dogdora götürdük. Helas eylesin * : Uzak eylesin. Allah kuru iftiradan helas eylesin. Helgin : Küçük kova. Helik : Küçük taş parçası. Helke : Kova. Hellala çalmak * : Aşırı bir şekilde gülüp eğlenmek. Hellangaç * : Salıncak. Hellanmak * : Sallanmak. -Ne yapıyon? / - Hellangaçta hellanıyom. Helli hes * : Acayip ve gülünç bir olay karşısında söylenen söz. Kahvehanenin karşısında, çocuğun birden pantolunu ile birlikte könceğide düşünce gençler hep birlikte “Hellii hes!” dediler. Hemii * : Değil mi. Hepi, Hepico : Hepsi, topu. Hu zibillerin hepini bahçaya daşı. Hepicona gıran dıkılsın. Here heçe : Boş yere. Herkenek : Asabiyet, öfke..İstedoo olunca herkeneği geçik. Herkiş : Herkes. Heye : Evet. Heyka * : Hikaye. Hezlemek * : Sessizce bir sütre gerisinden gözetlemek. Hıcıp kuşu * : Ak kuyruksallayan. (Latince: Motacilla alba). Genelde sığır etrafında gezen kuyruğunu sallayan bir kuş. Hıhım * : Çocukların öğünme sözü. Hıhım baak! Babam baŋa acer kilteli ayakkabı aldı. Hıllım hış * : Darmadağınık. Babaları çocuklara kitaplığı göstererek “Ben ööle hıllım hış heç sevmem haa! dedi. Hımıl hımıl konuşmak : Usul usul konuşmak. Hınıt * : Muzur, kindar, inatçı kişi. Hıntışmak : Karnı içine bükük bir vaziyet almak. Hırka : Eskimiş ceket. Hırkız : Hırsız. Hırp * : Birdenbire, aniden. Rüzgar hırpadan kesildi. Hırpıdık * : Eskimiş parça parça olmuş kıyafet. Hırtmak * : Kemiğin mafsaldan çıkması. Elim hırttı. Hısım : Akraba. Hısta : Pay, hisse. Oğlum sizin hıstaŋızı ayırdım. Hış * : Yorgunluk. Hış gimi, Hış gibi * : Gayet çok, çok tutmuş meyveler için kullanılır. Bu yıl incirler hış gimi dutuk. Hışım : Öfke, sinir. Hışım çıktı : Yorgunluktan öldüm. Aynı zamanda üzeri kir pas, ter içindeki yorgunluk halini anlatır. Hışım hamırım çıktı * : Yorgunluktan öldüm bittim . Aynı zamanda üzeri kir pas, ter içindeki yorgunluk halini anlatır. Hışva * : Yığıntı. Hışvalamak * : Bir şeyin altını üstüne getirerek karmakarışık yapmak. Hışvalı * : Yemeğin içindeki taneli kısım. Ana, eşgili çorbayı hışvalıca goy emi! Hıta : Acur. Him * : İçine girilmesi mümkün olmayan çalılık. Him ötlüğü : Çalıkuşu. (Latince: Regulus regulus) Himde (çalıda) yaşayan bir kuş. Hindi : Şimdi. Hodiye * : Bahçe korkuluğu. Hopa binmek * : Sırta binmek. Çocukların kendilerini büyüklere taşıtma yöntemlerinden biridir. Çocuk kollarını büyük kişisinin boynuna dolar, bacaklarını da belinden karna doğru sarar. Büyük, çocuğun bacaklarından geriye doğru kavrar, hafif öne eğik vaziyette yola koyulur. Hoplamak : Zıplamak, sıçramak, atlamak. Hora : Ora. Horada : Orada. Horanta : Aile halkı. Biz, beş baş horantayız. Hortaal, Hobbak : Portakal. Horuz : Horoz. Höddem * : Durup dururken icat çıkarma. Çok höddemlisin ha! Höddem çıkarma. Hönk olmak : ? Hörrit : Bir çeşit dalga geçme nidası. Höt, Höyt, Hööyt : Korkutmak veya dikkati kendi üzerine çekmek için söylenen bir söz. Hötüm oldum : Hareketi engelleyecek kadar yaranın derinleşmesi, kötürüm olma. Höykürmek : Bağırmak. Görseŋ acişirdiŋ kele, nasılda höyküre höyküre aaladı tamaŋ. Hu : Şu. Huğuk * : Çatı saçağı. Huğuğun kâhi * : Çatı saçağının kenarı. Gızım, hu tıbbıçları huğuğun kâhine goda biddi tepsersin. (Kızım, şu sürkleri çatı saçağının kenarına koyda biraz suyunu çeksin.) Hunu : Şunu. Hunun hurasında ne kaldı ki. Hura : Şura. – Nereŋ ariyö? / – Huram ariyö. (ŋ:ng) Hurda : Şurada. Hüddüdü * : Gelincik bitkisi. Hümpermek * : Üstüne çıkmak, çullanmak. Hüs hele : Bir sus. Hüsmek : Küsmek. Hüsüŋ, Hüsün : Susun. Hüsüŋ hele bir ses duydum. (ŋ:ng) I
Igrah gelmek, İgrah gelmek : Bıkmak, iğrenmeyi de içeren bir kelimedir. Osandım, igrah geldim bu herifin elinden. Iğdiş Etmek : Hayvanlarda erkeklik bezlerini çıkarmak veya körletmek, burmak, enemek, hadımlaştırmak. Iğranma : Sallanma. Oturduğu yerde gövdesini sağa sola yavaşça sallama. Ihı : İşte. Imıl ımıl * : Yavaş yavaş, içten içe kaynama şekli. Irbık : İbrik. Irgıco ırılasıca : Irkı, soyu kırılasıca. Irzı gırık, Irzı kırık : Namusuna karşı yapılanlara aldırmayan namussuz kimse. Irzıco bata : Irz ile ilgili kötü söz. Istıfıl olmak : Dağılmak, gözden kaybolmak (İnsanlar için kullanılır : -Istıfıl olun gidin) Işgın, Işkın : Taze sürgün.
|
Son yazılarım• YENİ KELİMELER• SÖZLÜK A • SÖZLÜK B • SÖZLÜK C • SÖZLÜK ÇD • SÖZLÜK EF • SÖZLÜK G • SÖZLÜK H I • SÖZLÜK İJKL • SÖZLÜK MNO • SÖZLÜK ÖPR • SÖZLÜK SŞ • SÖZLÜK TUÜ • SÖZLÜK VYZ • PAYAS RESİMLERİ • PAYAS RESİMLERİ 2 • DEYİMLER Tekerlemeler • PAYAS İSMİ • SKEÇLER • PAYAS'IN KUŞLARI KategorilerArkadaşlarım• Blogcu Yardım |
|